Artemis’in doğumu / Çağnur Şarman köşesinde yazdı

Bir Masal atasözü der ki: “Hazineler, viranelerde gizlenirmiş.”  Uzak diyarlarda dereleri bol bir dağın ardındaki deniz kenarındaki köyde yıkık virane terkedilmiş bir ev varmış. Kimse bilmezmiş bu harabenin sihirli olduğunu. Bir gün köyün ileri gelenleri, köyde yaşayanlar karar vermiş el birliği ile bu harabeyi onarmaya ve bu yıkık binanın çürümesine izin vermemeye.

Artemis’in doğumu / Çağnur Şarman köşesinde yazdı

                                              “Hepimizin hayatı iki kelime

                                             Bir varmış, bir yokmuş şu âlemde…”

    

Bir Masal atasözü der ki: “Hazineler, viranelerde gizlenirmiş.”  Uzak diyarlarda dereleri bol bir dağın ardındaki deniz kenarındaki köyde yıkık virane terkedilmiş bir ev varmış. Kimse bilmezmiş bu harabenin sihirli olduğunu. Bir gün köyün ileri gelenleri, köyde yaşayanlar karar vermiş el birliği ile bu harabeyi onarmaya ve bu yıkık binanın çürümesine izin vermemeye. Fazla paraları da yokmuş ama karar vermişler bu yola çıkmaya. İmece usulü ile taşları elleri ile taşıyarak, duvarları yıkıp yeniden yaparak, boruları kabloları her şeyi kazıp söküp yenileyerek neye dönüşeceğini tam bilmeden ama büyük bir inanç ve azimle yeniden yapılandırmaya başlamışlar evi. Tırnaklarıyla kazıyarak elleriyle, kayaları kaldırarak evi yeniden inşa etmektelermiş. 

Bunu yaparken fark etmeden hayatlarını, dünyaya bakışlarını da yeniden yapılandırıyorlarmış. Ortaya ne çıkacağının artık bir önemi kalmadığında kendi hayatlarını dönüşmüş bulmuşlar. Yeninin doğması için eskinin yıkılması, onarılması tadilat görmesi gerekirmiş. Ve bu yeni pek çok sürprize gebeymiş. Doğa Anne ve Gök Baba bu topraklarda bir tohum yeşertmiş bu esnada. 

    Kimse bilmezmiş ki bu viranede doğumu yaklaşmakta olan bir sürpriz Artemis bebekmiş. Artemis bebek yoldayken baba dedesi çok hastalanmış ve ölmüş. Yenilenen hayatlar bir cenaze töreni ile geçiş yaşıyormuş. Eski yenileniyor, ölüm ve doğum iç içe hayatın döngüsü tamamlanıyormuş. Tüm bunlar olurken inşaat ve yeniden yapılandırma, hayatlardaki ve binalardaki tadilat devam ediyormuş. 

Sihirli bina adeta eski devirlerdeki hanlar gibi hancılık ve hanlık yapıyormuş bu dönüşen hayatlara. Bu inşaat devam ederken Artemis’in doğumu yaklaşmış. Ve nihayetinde Artemis doğmuş. 

Artemis’in doğumuna köyden pek çok kişinin yardımı olmuş, pek çok kişi şahitlik etmiş. Bilmiyorlarmış ki bu doğan aslında her birinin yeniden doğuşuymuş. Anne doğa yani annelik hem yakar, yıkar cezalandırırmış hem besler büyütür şefkat ve sevgi verirmiş. Gök Baba da aynı şekilde hem eser gürler fırtınalar koparır hem şefkatli yağmurunu ılık rüzgârını estirirmiş. Anne Baba olmak iki uçlu bir potansiyele sahipmiş. Ama yeryüzünün besleyen sevgi veren annelere, şefkat yağdıran babalara ihtiyacı varmış. Etraf yıkıcı anneler ve yakıcı babalardan yaralı çocuklarla doluymuş çünkü. Bu ev sihirli ev aynı zamanda tüm zamanların yaralarına bir şifa kaynağı olmaktaymış. 

 Artemis yazılır HUZUR diye okunurmuş. Huzur yazılır NEŞE diye okunurmuş. Neşe yazılır BEREKET diye okunurmuş. Bereket yazılır AŞK diye okunurmuş. Artemis yazılır AŞK diye okunurmuş. 

Gökten 3 elma düşmüş. Biri benim, biri bunu okuyan senin, diğeri de o Masal Ev’de emeği geçen herkesin başına düşmüş. 

Hoş geldin Artemis. İyi ki geldin. Güzel maceralar, kahkaha ve sağlık üzerimize olsun.

 

 

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Whatsapp İhbar