Hiç tekerlekli sandalyeye oturup koşmayı denediniz mi?

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte akla gelebilecek her alanda olumlu gelişmeler olurken insan yaşamını etkileyen olumsuz gelişmeler de beraberinde gelmektedir. Bunlar içerisinde; mahsullerin hızlı ve bol yetişmesi için tohumlara yapılan müdahaleler, besinlerin daha fazla raf ömrüne sahip olabilmesi için eklenen katkı maddeleri, bilişsel ve motor beceriler anlamında insanı tembelleştiren aletler, çevreye zarar veren gaz salınımları, günlük yaşamda kullanılan eşyaların sağlığa zararlı maddelerden üretilmesi gibi birçok neden yer almaktadır.

Tüm bu nedenlerin içerisinde, dünyada ve ülkemizde geçmiş yıllara oranla son yıllarda ivme kazanan özel gereksinimli çocukların artışı gelmektedir. Türkiye İstatistik Kurumunun (TUİK) verdiği bilgiler bu gerçeği doğrular niteliktedir.

Özel gereksinimli çocukların sayısının artışından en çok birinci dereceden yakınları etkilenmektedir. Anne ve baba adayları, sağlıklı bir bebek hayaliyle dokuz ay boyunca hazırlık yapmaktadırlar. Her anne-baba kendi çocuklarının çok güzel ve akıllı olmasını bekler. Bu bekleyiş doğan bebeğin doktor tarafından normal olmadığının söylenmesi üzerine altüst olur ve aile genel olarak üç evre geçirmeye başlar. Birinci evre şok, reddetme ve depresyon; ikinci evre ise karmaşa suçluluk, kızgınlık; üçüncü evre pazarlık etme, kabul ve uyumu içerir.

Çocuklarında farklılık olduğunu öğrenen aileler ilk olarak hazır olmadıkları bir durumla karşı karşıya kaldıkları için yoğun bir biçimde ağlama, çaresizlik gibi tepkiler göstermektedirler. Annenin-babanın kendini işe vermesi, gelir durumu iyi ise çocuğun bakıcıya teslim edilmesi, çocuğun görmezden gelinmesi gibi durumlar yaşanmaya başlar. Genellikle bu durumu kabullenememe ve çocuğunun normal olduğuna dair kanıtlar arayarak geçirirler. İkinci evre olarak aileler karmaşa içine girip bir yandan olumsuz duyguları yaşarken diğer yandan çocuklarını sevmekte ve onun için en iyisini yapmak isterler. Aile sürekli olarak bu durumun neden başlarına geldiği sorusunun cevabını arar ve çocuğun bu durumundan kendilerini sorumlu tutarlar. Tüm bu durumlar, psikolojik kaygıya ve buna bağlı olarak yıpranmaya, ailelerin sağlıklı kararlar verememesine sebep olur. Genellikle bu yoğun kaygının içinde olan ailelerin aldığı kararların, çocuğa yarardan çok zarar verdiği görülmektedir. Bu kararların başında, tanının getirdiği belki de hayat boyu sürecek olan sendromların tamamen ortadan kalkacağına dair düşünce gelmektedir. Bu durum çocukları zor durumda bırakmaktadır. Bu beklentiyi üzerinde hisseden çocuğun gelişimi, ailenin beklentisini karşılamadığı zaman çocuk iyice yetersizlik, başarısızlık, suçluluk gibi birçok olumsuz duyguya kapılmaktadır. Bu duyguları anlayabilmek için kendimize şu soruları yöneltmemiz gerekmektedir:

Hiç tekerlekli sandalyeye oturup koşmayı denediniz mi?

Hiç gözlerinizi bağlayıp yemek yemeyi denediniz mi?

Hiç konuşmayıp, duymayıp şarkılar söylemek istediniz mi?

Unutmayalım ki her çocuk özeldir.

Her ailenin ve her çocuğun güçlü yönleri vardır.

Ve bu güçlü yönleri ortaya çıkarmak bize bağlıdır.

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Whatsapp İhbar