MHP’li Kalyoncu: İklim değişikliği uluslararası terörden daha tehlikeli

Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Prof. Dr. Hasan Kalyoncu, TBMM Genel Kurulu’nda “İklim Değişikliği ve Doğal Su Kaynakları” konusunda Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için TBMM Genel Kurulu’nda konuşma yaptı.

MHP’li Kalyoncu: İklim değişikliği uluslararası terörden daha tehlikeli

Kalyoncu yaptığı konuşmada, küresel iklim değişikliği konusunda yaşanan belirsizliklere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak; “Küresel iklim değişikliği ve sera gazı salınımının nasıl değişeceği konusunda hükümetlerin ve özel sektörün uygulayacağı politikaların belirsiz olmasından dolayı sonuçları açısından da birtakım belirsizliklere sahiptir.

Bu belirsizliklere rağmen kesin olan durum ise iklim değişikliğinin; ulusların ve uluslararası ilişkilerin siyasi, ekonomik, sosyal ve toplumsal anlamda tüm birimlerini etkileyecek olmasıdır” dedi.

İklim değişikliğinin güvenlik açısından ele alınması gerektiğini ifade eden Hasan Kalyoncu; “İklim değişikliğini ülke olarak durdurabilmemiz mümkün değildir. Değişimleri öngörerek bu etkilere karşı önlem almamız gerekmektedir. Bunun için küresel iklim değişikliği ulusal güvenlik açısından da ele alınmalıdır. Yapılan çalışmalarda iklim değişikliğinin, uluslararası terörizmden çok daha ciddi bir tehdit olduğu iddia edilmektedir. Küresel iklim değişikliğinin fiziksel etkileri; buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, adaların kıyı şeritlerinin kaybı, daha az kullanılabilir topraklar, kuraklık, seller, çölleşme, hastalıkların yayılması, ekim ve ürün verme mevsimlerinde değişikliklerdir. Bu fiziksel etkilerin neden olacağı durumlar ise; geçim zorluğu, gıda güvensizliği, artan sosyal gerginlik, kullanılabilir suya daha az erişim, ticaretin azalması, insan sağlığının bozulması, yoksulluğun artması, fiziksel güvenliğin azalması ve göçlerin artışıdır” diye konuştu.

İklim değişikliğine karşı doğru stratejilerin uygulanmasının önemini vurgulayan Hasan Kalyoncu; “Bütün bu durumlar; doğru stratejiler uygulanmazsa, birçok soruna yol açacaktır. İnsan güvenliğine yönelik olan bu tehditler, hükümetler için baş edilmesi gereken ulusal güvenlik tehditlerini de ortaya çıkarmaktadır. İklim değişikliğine bağlı olarak sulak alanlarda, su kaynaklarında ve yağışlarda meydana gelen değişimler aynı zamanda enerji, tarım ve ulaştırma alanlardaki etkisi ile sel ve kuraklık gibi suya bağlı felaketlere de sebep olmaktadır.

Nüfus artışı, ekonomik kalkınma, kentleşme veya arazi kullanımı gibi durumlar su ihtiyacını artırarak kaynakların sürdürülebilirliğini olumsuz olarak etkilemektedir.

Değişen yağış şekilleri, hidrolojik sistemleri değiştirmekte ve su kaynaklarını nicelik ve kalite yönünden etkilemektedir.

Ülkemizdeki göllerde kuruma ve su miktarında azalma buna örnek olarak gösterilebilir.

Sulak alanlarda ve su miktarında azalmalar su ihtiyacının giderek artacağının işaretidir.

Göllerin ve akarsuların bir kısmının; temizlik, içme suyu, tarım ve balıkçılık için kullanılması, iklim değişikliği neticesinde kaynaklarda gerçekleşecek olan kuruma ve daralmaların daha da artması enerji üretiminde, tarımda, içme ve kullanma suyu temininde sıkıntılara neden olacaktır.

Böyle bir olayın etkileri su kıtlığı, sağlık standartlarının düşmesi, gıda güvensizliği, yoksulluk ve iklim kaynaklı göçü tetikleyecektir” ifadelerini kullandı.

Dikkat edilmediği ve önlem alınmadığı sürece Türkiye’nin daha kurak bir iklime sahip olacağını söyleyen Kalyoncu; “Ülkemizin, nüfus artışı ile birlikte küresel iklim değişikliğinin de etkileri sonucu daha kurak bir iklime sahip olacağı ifade edilmektedir. 2050 yılında Türkiye’de kişi başına düşen su miktarının yılda 1.200 m3 civarında olacağı tahmin edilmekte ve Türkiye’nin 2050 yılında su fakiri bir ülke olacağı öngörülmektedir. Yağış rejimindeki değişimler, su kaynaklarındaki kirlenme ve su miktarında azalmalar sebebi ile Türkiye’nin çok yakın bir tarihte kuraklığın şiddetini bugüne oranla çok daha yüksek hissedeceği açıktır.

Kuraklığın şiddetlenmesi ile sınırları aşan nehirlerin kullanımı dahil pek çok uluslararası ve ulusal su kaynağının paylaşımı ve yönetimi daha da zorlaşabilecektir.

Sıcaklık artışlarıyla birlikte yaşanacak yağış rejimi değişikliği, seller ve kuraklık temiz suya erişimi olumsuz etkileyeceği aşikardır.

Bütün bunlar, Türkiye’nin ileride karşılaşabileceği tehlikenin boyutlarını açıkça ortaya koymaktadır.

Ülkemizde kuraklık, su kıtlığı ile birlikte iklimle ilgili felaketler sıralamasında ilk sıralarda bulunmaktadır.

Kuraklıkla ilgili afet uyarı politikaları, sistemleri ve gerçekçi su politikaları oluşturulmalıdır.

Kuraklık, etkileri uzun vadede ortaya çıkan genellikle yavaş gelişen ve zaman alan bir süreçte gerçekleşen bir afettir. Kuraklığın bu özellikleri kuraklığa karşı alınması gereken önlemlerin de kuraklık meydana gelmeden ve kuraklığın yıllar boyu süren etkilerini uzun vadede ortadan kaldıracak nitelikte olması gerektiğini göstermektedir. Bu yüzden kuraklık yönetiminde kuraklığın uzun süren etkilerini kontrol altında tutabilmek için kriz yönetimi gibi kuraklığa karşı son dakikada alınan tedbirlerden ziyade diğer afetlerde de olması gerektiği gibi risk yönetimi çok daha önemlidir.

Bu sebeple ülkemizde temelini risk yönetiminin oluşturduğu kuraklık ve afet planlaması ulusal ve bölgesel bazda sürdürülmelidir” dedi.

İşte Milliyetçi Hareket Partisi İzmir Milletvekili Prof. Dr. Hasan Kalyoncu’nun konuşmasından satır başları:

Birçok karasal ya da tatlı su bitkisi ve hayvan türü adapte oldukları bölgelerde meydana gelen iklim değişikliğine tepki olarak azalma göstermektedir. Bunun dışında bazı karasal türlerin yok oluşu da iklim değişikliğine bağlanmaktadır. Endemik türler düşünüldüğünde ise mikroklimalarda meydana gelen değişim bu alanlarda yaşayan türlerin yok olmasına sebep olacaktır. Bu sebeple şimdiden endemik türlerin korunması amacı ile eylem planları oluşturulması gerekmektedir.

Milli botanik bahçelerinde oluşturulacak seralarda bu türlerin korunması sağlanabilir.

Endemik türler arasında tıbbi ve aromatik bitkilerin yoğunlukta yer alması bu türleri çok daha önemli hale getirmektedir. Bu sebeple genetik mirasın geleceğe taşınmasında botanik bahçelerinin önemi daha da artmaktadır. Dolayısıyla botanik bahçelerine ayrılan alanlar çoğaltılmalı ve Ankara’da kurulan Milli Botanik Bahçesine daha fazla özen gösterilmelidir.

DENİZ SUYUNUN YÜKSELMESİ YER ALTI SULARININ TUZLULUĞUNU ETKİLEYECEK

Dünyada birçok bölgede ağaç ölümlerinde artış, iklim değişikliği etkisi olarak kabul edilmektedir.

Kuraklıklar, fırtınalar, yangınlar ve salgınlar gibi ekosistem sorunlarının sıklıkla görülmesi iklim değişikliği etkisi olarak ifade edilmektedir. Deniz seviyesindeki değişimler ile kıyı ekosistemleri değişen sıcaklıktan en fazla etkilenecek alanlardır. İklim değişikliği sonucunda deniz suyunun yükselmesi kıyısal alanlarda yer altı sularındaki tuzluluğu etkilediği bilinmektedir.

İklim değişikliği etkileri sonucu ülkemizde fırtınaların değişim gösterdiği hızlarının arttığı ve hortumların meydana geldiği bilinmektedir. Bu durum kıyı bölgelerinde büyük olumsuzluklara sebep olmaktadır. Bu sebeple çatıların planlanması aşamasında kullanılacak malzemelerin yeniden düzenlenmesi, çatılara kurulan güneş enerji sistemleri ve anten gibi malzemelin fırtınalara karşı dayanıklı şekilde dizayn edilmesi gerekmektedir.

GÖÇ ŞEKİLLERİ VE ZAMANIND KAYMA MEYDANA GELİYOR

Ayrıca trafik tabelalarından tüm tabela ve portatif yapıların değişen fırtına şiddetleri düşünülerek planlaması mecburidir. Isı ve karbondioksit emme kapasitesi çok büyük olmasına rağmen, iklim değişikliğinin okyanuslar üzerindeki etkileri artık çok dramatik ve nettir. Isınma; deniz canlılarının mevsimsel faaliyetlerinde, coğrafi dağılımında, bolluğunda, göç şekilleri ve göç zamanlarında kaymalar meydana getirmektedir. Bu canlılar arasında, rekabet ve av-avcı dinamikleri açısından birtakım değişikliklere neden olmaktadır. Bununla beraber istilacı türlerin sularımızda ve karasal ortamlarda görülmesine sebep olmaktadır. Bu anlamda sıcaklık değişimi ve aşırılıkları habitatı değiştirmekte ve göç edebilen organizmaların göç etmesine sebep olurken hayvansal ve bitkisel envanteri değiştirmektedir.

Genetik adaptasyon meydana gelmesine rağmen hayvanların ve bitkilerin devam etmekte olan termal değişim oranını telafi etme kapasitesi sınırlıdır. Kıyı sistemlerinin verimliliğini artıran insan faaliyetleriyle birlikte, düşük oksijenli bölgelerin sayısı ve alanı gittikçe artmaktadır. Aşırı derecede yağan yağmurlar ve eriyen karlar; karasal sistemlerden çok miktarda besleyici maddeyi nehirlerle denizlere taşımaktadır. Bu maddeler körfez gibi alanlarda çözülmüş oksijen miktarını azaltmakta ve uzun vadede su ekosisteminde birçok olumsuzluğa sebep olmaktadır.

GIDA SİSTEMİNİN TAMAMINI ETKİLİYOR

İnsanlar sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için yeterli, güvenli ve besleyici gıdalara her zaman erişebiliyorsa gıda güvenliği var demektir. İklim değişikliğinin ürün verimliliği üzerindeki olumsuz etkileri açık şekilde görülmeye başlamıştır. Bununla birlikte gözlenen etkiler, çoğunlukla güvenli gıdaya erişim veya diğer unsurlarından ziyade üretim güvenliğiyle ilgilidir. İklim değişikliği üretimden gıda teminine kadar gıda sisteminin tamamını etkilemektedir.

İklim değişikliğinden kaynaklanan risklerin çoğu nüfusun ve ekonomik faaliyetlerin yoğun olduğu kentlerdedir. Kentler, çoğu kırsal bölgeye göre, tehlike ve stres kaynaklarının yoğunlaşması bakımından daha riskli alanlardır. Kıyı hattında deniz seviyesindeki yükseliş, fırtına ve sellere karşı önemli derecede savunmasız olan kentlerde meydana gelen felaketlerde can ve mal kayıpları yaşanmaktadır. Dolayısıyla; iklim değişikliği etkileri neticesinde meydana gelen aşırı hava olayları bu şekilde nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu kentlerde büyük yıkımlara sebep olmaktadır.

TARIM KENTLERİ HAYATA GEÇİRİLMELİ

Hem çevresel etkiler hem de afetlere karşı daha önceden de defalarca dile getirdiğimiz dirençli kentler oluşturmamızı gerekmektedir. Bu gereklilik, yaşadığımız kentlerde alt yapı dönüşümünü ve yapı stokunda, sel, fırtına ve hortum olaylarına karşı alınacak basit ama değerli tedbirleri içermektedir.

Kırsal alanda yaşayanlar geçim ve sosyal hayatları açısından doğal kaynaklara daha bağımlı oldukları için iklim değişikliğinden daha çok etkilemektedir. Kırsal nüfusun tarıma bağımlılık oranı bölgelere göre değişmekle birlikte, her yıl azalmaktadır. Kırsal bölgelerde tarımsal etkinlikler ön planda olduğu için iklimin doğal çevrede meydana getirdiği olumsuz etkiler, kırsal alandan kentsel alanlara göç edilmesine sebep olmaktadır. Bu sorunun çözümünde, Milliyetçi Hareket Partisinin önerisi olan tarım kentleri bir an önce hayata geçirilmeli ve vatandaşımıza daha kaliteli hizmet götürürken meydana gelecek göçlerin de önüne geçilmelidir.

İÇ VE DIŞ GÖÇLERE ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ

Tarım Kentleri modeli hayata geçirilirken dirençli kent anlayışı ile tasarlanmalı ve uygulanmalıdır.

Böylece iklim değişikliğinin meydana getirdiği su baskını, fırtına ve kuraklık gibi afetlere karşı hem yerleşim alanının hem de tarım, hayvancılık ve tarıma dayalı sanayi üretim alanlarının dirençli hale getirilmesi sağlanmalıdır. Bu sayede ülkemizin gıda temin sorunu güvence altına alınırken, köylü ve çiftçimizin gündelik hayat standardı yükseltilecektir. Güvenli ve konforlu bir hayata kavuşan köylümüz kesintisiz üretime devam edebilecek, geçim şartları iyileşecek ve kırdan kente göç durduğu gibi geri dönüşler bile yaşanacaktır.

İklim değişikliğine bağlı olarak yüksek sıcaklık ve seller gibi etkiler dünya ölçeğinde göçle ilişkili olduğu ortadadır. Araştırmacılar, aşırı sıcaklık ve sellerin tarım ve tarım dışı gelir ve ücretleri olumsuz olarak etkilediğini ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla meydana gelen fiziksel ve ekonomik yoksunluklar bu ihtiyaçların karşılanabileceği başka alanlara göçe sebebiyet vermektedir.

Bu sebeple iklim değişikliğine bağlı olarak ülkemizde oluşacak iç ve dış göç olaylarına şimdiden çözümler üretilmeli ve gelecek projeksiyonları ortaya konulmalıdır.

BİTKİSEL VE HAYVANSAL HASTALIKLAR OLUŞUYOR

Aşırı hava olaylarına bağlı ekonomik kayıplar, ülkemizde artış göstermektedir. Örneğin sel baskınları ve fırtınalar büyük ekonomik maliyetlere sebep olabilmektedir. İklim değişikliği pazar vasıtasıyla imalat sanayini de etkilemektedir. Tüketim, giyinme ve diğer yaşam biçimleri her zaman fiziksel çevre tarafından şekillendirilmektedir. Bu nedenle iklim değişikliği, malların ve hizmetlerin kalitesini ve talebini etkilemektedir. Sıcaklığın artışı giyim sanayini de insanların taleplerini de değiştirecek olduğundan birçok ürün yerini sıcaklıktan kaynaklanan ihtiyaçlar doğrultusunda yeni ürünlere bırakacaktır.

Binlerce yıldır iklimin sağlığa geniş kapsamlı etkileri olan bir yapıya sahip olduğu bilinmektedir.

Isı dalgaları, sel baskınları ve kuraklık gibi sıcaklık ve yağış aşırılıkları, ölüm oranlarının yanı sıra sağlık üzerinde uzun vadeli olarak doğrudan etkilidir. Sıcaklık ve yağıştaki yerel değişiklikler, bazı su kaynaklı hastalıkların ve hastalık vektörlerinin dağılımını değiştirmiştir. Bir an önce tüm şehirlerde kanalizasyon sistemleri yağmur suyundan ayrılıp güvenli hale getirilmeli ve fosseptikler de kanalizasyon sistemlerine dahil edilmelidir. Dahil edilemeyen fosseptikler sızdırmasız hale dönüştürülmeli ve çevreye zarar vermesi engellenmelidir. Bunun yanında patojenlerde meydana gelen değişimler bitkisel ve hayvansal hastalıklara ve ürün kayıplarına da sebep olmaktadır.

MİLLİ GÜÇ BİRÇOK DEĞİŞKENİN TOPLAMIDIR

Küresel iklim değişikliği, doğal çevreyi tehdit ettiği gibi uluslararası alanda siyasal çevreyi de tehdit etmektedir. İklim değişikliğinin sınır aşan göçlere sebebiyet verebileceği gibi devletler arasında yeni çatışma alanları üretmesi muhtemeldir. Dolayısıyla küresel ısınma ve iklim değişikliğine aynı zamanda bir milli güvenlik meselesi olarak bakmak gerekmektedir. Küresel iklim değişikliği; milli gücün unsurlarını zayıflatarak, devletlerin zayıf düşmesine yol açması ya da su ve gıda maddeleri gibi kaynaklara erişim için şiddetli çatışma ortamı oluşması tehlikesini barındırmaktadır. Milli güç, birçok değişkenin toplamıdır. Bu değişkenler arasında coğrafya ve kaynak yeteneği gibi çevresel unsurlar da yer almaktadır. Milli güç unsurlarından herhangi biri, küresel iklim değişikliği etkisiyle zarar görebilecektir.

Ulusal güvenlik açısından, iklim değişikliği etkileri nedeniyle tehdit altında olan beş kritik alan göze çarpmaktadır: Tarımsal üretkenlik, tatlı su kaynaklarının mevcudiyeti ve kalitesi, stratejik minerallere erişim, yükselen deniz seviyesi ve uluslararası iklim politikasıyla ilgili anlaşmazlıklar nedeniyle ülkeler arası siyasi anlaşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu durumların tamamının ulusal güvenlik açısından zaman kaybetmeden değerlendirmeye alınması ve kısa-orta-uzun dönem planların bir an önce hazırlanması gerekmektedir.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KRİTİK EŞİKLERİ BERABERİNDE GETİRİYOR

İnsani güvenlik bakış açısı iklim değişikliğine karşı alınacak önlemleri, devletlerden ziyade halkın refahı etrafında yönlendirmek istemektedir. Küresel iklim değişikliği, çevresel yaşam alanının tamamını etkileyecek düzeydedir. Bilim insanları, politika yapıcılar ve uygulayıcılar, bölgesel ve yerel düzeyde; aşırı hava olaylarının sıklığının ve büyüklüğünün, potansiyel olarak tahrip edici ekonomik ve sosyal etkilerini artıracağı noktasında birleşmektedirler. Felaketler yalnızca bu tehlikelerle değil; büyük ölçekli çevresel, ekonomik, sosyal, demografik ve teknolojik değişimlerin birleşik etkileri nedeniyle tehlikelerin kapsamının artırılmasıyla da gerçekleşecektir. Bu anlamda iklim değişikliği etkileri, uzun vadede insan güvenliği için kritik eşikleri de beraberinde getirmektedir. Ekolojik güvenlik anlayışı, insanla çevre arasındaki ilişkiyi yeniden dengeleme gerekliliğine odaklanmış olup iklim değişikliği kaynaklı sorunlara paralel şekilde gündeme gelmektedir.

Ekolojik güvenlik, ekosistem içindeki dengeyi temel alan bir yaklaşım olmakla birlikte, iklim değişikliği ile olumsuz yönde etkilenmektedir. Düşman ülkelerin askeri saldırılarının püskürtülmesinin ötesinde, diğer tür ekolojik ve ekonomik tehditlerin aşılması yönünde geniş bir bakış açısı sunmaktadır. Bu tehditler; mikroorganizmalardan çekirgelere kadar, istilacı türlerin ve patojenlerin saldırıları, su baskınları ve ekosistemin yanlış yönetilmesi sonucu oluşan ekonomik başarısızlıkları içermektedir. Ekolojik güvenlik çerçevesinde küresel iklim değişikliği ile mücadele adına; sürdürülebilir bir kalkınma esas alınmalı, ekolojik ortama zarar veren faaliyetler denetlenmeli, küresel düzeyde çevresel konularda bilgi alış-verişi yapılmalıdır.

RİSKLERİ MİLLİ MENFAATLER YÖNÜNDE FIRSATA ÇEVİRMELİYİZ

Bunun yanında çevre koruyucu faaliyetler yalnızca devlet tarafından değil bireylerin de katılımıyla gerçekleştirilmelidir. Ülke sınırlarını aşan çevresel tehditlerin önlenmesi ve uluslararası anlaşmazlıkların çözülmesi için uluslararası sorumluluk ve iş birliği gerekmektedir. Türkiye olarak ekolojik güvenlik bakış açısını ülkemizde hayata geçirirken, küresel ısınma ve iklim değişikliğini tek başımıza durduramayacağımızı bilerek muhtemel sonuçlarına hazırlanmak ve bu riskleri milli menfaatlerimiz yönünde fırsata çevirmek için gayret göstermeliyiz.

Küresel iklim değişikliği sonucunda etkilenecek sistemler; tatlı su kaynakları, sulak alanlar, karasal ve tatlı su ekosistemleri, kıyı sistemleri ve düşük tabanlı alanlar, deniz sistemleri, gıda güvenliği ve gıda üretim sistemleri, kentsel alanlar, kırsal bölgeler, ekonomik sektörler ve hizmetler, insan sağlığı, kuraklık, geçim kaynakları ve yoksulluktur. İklim değişikliğinin yıkıcı etkileri dikkate alındığında, sorunu ekosistem merkezli incelemek denge içindeki tüm canlıların yararına olacaktır. Türkiye, küresel ısınmanın yıkıcı sonuçları bakımından, riskli ülkeler arasındadır. Uzun vadede sürdürülebilir ekonomiyi desteklemek ve çevresel etkileri azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı kilit rol oynayacaktır. Ancak burada devletin büyük bir potansiyele sahip olan yenilenebilir enerji kaynaklarını sürekli destekleyen ve teşvik eden finansal bir politika izlemesi gerekmektedir.

BAKANLIK VE KURUMLARIN İŞBİRLİĞ İÇİNDE OLMASI GEREKİYOR

Ekonomik rekabet gücü arttırılan yenilenebilir enerji politikası ile geri dönülmesi mümkün olmayan küresel ısınmanın yaratacağı ekolojik zararlar azaltılabilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzının sağlanmasındaki katkısının artırılması; çevreye duyarlı, sürdürülebilir ve dışa bağımlılığın azaltılmasına yüksek katkı sağlayacaktır. Enerji temininde kaynak çeşitliliği ithalattan kaynaklanan risklerin azaltılması için de önemlidir. İklim ve enerji politikalarının beraber oluşturulması daha kalıcı çözümler üretilmesi açısından oldukça önemlidir. İklim değişikliğiyle mücadele için düşük karbonlu yatırım politikaları ile kalkınma politikalarının uyumlu hale getirilmesinin oldukça önemli olduğu dikkate alınmalıdır.

Su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde geleceğe aktarılmasını sağlayabilmek için birçok bakanlığın ve kurumun iş birliği içinde çalışması gerekmektedir. İlk olarak iklim değişikliği ulusal güvenlik sorunudur. Millî Savunma Bakanlığından İçişleri Bakanlığına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından Tarım ve Orman Bakanlığına, Sağlık Bakanlığı ve Enerji Bakanlığına kadar birçok kurumu ilgilendirmektedir. Bu sebeple iklim değişikliği ve etkileri, su yönetimi bakanlıkları da içine alacak şekilde Cumhurbaşkanlığı tarafından planlanması gereken sorunlarla dolu bir alandır.

Su yönetimi zaten ülkemizde idari karmaşanın hâkim olduğu bir meseledir. Ülkemizde su yönetimde çok başlılık ve kurumsal karmaşanın giderilmesi ve ülkemizi geleceğe hazırlamak için tek yerden yönetiminin sağlanması hayati önem taşımaktadır.

HAYVANSAL ÜRETİM İYİLEŞTİRİLMELİ

Bu sebeple milli bir su kanunu oluşturarak bu karmaşaya son verilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda hem iklim değişikliği hem de korona virüs salgını sebebi ile tarım bütün dünyada ön plana çıkmıştır.

Tarımda güçlü olan ülkeler dünyadaki konumlarını güçlendirecek ve gıda sistemini iyi yöneten ülkeler bu süreçten güçlenerek çıkacaktır. Tarımsal açıdan bitki ürün desen değişimlerini ilkim değişikliği ile paralel olarak planlamak acil önlemler arasındadır. Bunun yanında hayvansal üretim de, bir an önce iyileştirilmeli ve tüm tarımsal alanlarda kısa-orta ve uzun vadeli planlamalar yapılmalıdır. Tarımsal uygulamalarda suyun kullanımı, yer altı sularının çekimi, suyu depolama alanlarının oluşturulması ve toprağın değil bitkinin sulanmasına yönelik uygulamaların hazırlanması gerekmektedir. Ayrıca su yönetiminde de tarımla alakalı konularla da işlevsel olmayan birimler bir an önce kapatılmalı ve geleceğe yönelik olarak yeniden şekillendirilmelidir.

SU SORUNU SADECE TARIMDA DEĞİL, ŞEHİRLERDE DE GEÇERLİ

Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem afetlere hem de su sıkıntısına karşı alınacak önlemleri kamuoyu ile defalarca paylaştık. Su sorununun sadece tarımda değil şehirlerde de önemli olduğunu, yağışlarla birlikte felaketlere karşı alınacak önlemleri, fırtınalara karşı alınacak önlemleri de kamuoyu ile paylaştık. Uyarılarımız ve önerilerimiz sadece gündelik sorunların çözümü yönünde olmayıp orta ve uzun vadede ne gibi önlemler alınması gerektiğini içermektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak gelecekte oluşabilecek sorunları öngörerek önlem ve çözüm yolları üreten bir ideolojik ve siyasi hareketiz. Bu durumun en güzel örneği de Sayın Genel Başkanımız Bilge Lider Devlet Bahçeli’dir. Öngörüleri ve feraseti ile ülkenin gelecek projeksiyonlarını ortaya koyarak çözüm önerilerini sürekli milletimiz ile paylaşmaktadır. Sayın Genel Başkanımızın önderliğinde ve izinde bu konuları ve alınacak önlemleri milletimizle paylaşmaya ve ülkemizi geleceğe daha iyi şartlarda taşımaya gayret göstermekteyiz. Ülke önceliğimiz olup devlet ve millet konularında hassasiyetimizi tüm alanlarda ortaya koymaktayız.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak önerdiğimiz iklim değişikliği ve doğal su kaynaklarına etkisi konusunda Araştırma Komisyonu kurulması, yüz yüze olduğumuz bu büyük soruna çözüm önerileri geliştirmek için yararlı olacaktır. Sizin de bu Komisyonun kurulmasına destek vereceğiniz ümit ediyorum.”

Paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Whatsapp İhbar